<<  Geri Dön

Porselen'in tarihçesi

 

Yapılan arkeolojik kazılarda neolatik çağlarda M.Ö. 4000 yıllarında Çin'de kullanıldığı anlaşılan porselenin Anadolu ve Ortadoğu’ya geçişi çömlek - seramik olarak M.Ö. 7000-6000 yıllarına dayanıyor. Yapılan bir diğer arkeolojik araştırmaya göre ise Mısırlı çömlekçiler bu konuda haylı bilgililermiş; çark çevirmeyi, fırınlayarak pişirmeyi ve hatta sırlamayı M.Ö.3000 yıllarında yapıyorlarmış.

 

Çinlilerin inanışları yaşamlarının her alanında "en iyiyi üretmelerini" şart koşmuştur. Porselenin de bu en iyiyi yakalama felsefesinden doğduğu kabul edilir. Seramiğin en iyisini elde etmek isteyen Çinliler porselene ulaşmış ve onu mükemmelleştirmiştir. Şöyle ki; Çinliler doğanın verdiği nimetleri ve zengin kaynakları farklı şekillerde kullanarak ilkel seramiği ilk önce gözeneksiz seramiğe, sonra da porselene dönüştürmüşlerdir. Academia Sinica Arkeoloji Enstitüsü tarafından "Batı Chou Kültürleri" kazılarında bulunan seramik parçaları incelenmiş, bunların savaşan devletler dönemine (MÖ 481-221) ait her özelliği ile porselen ürünler olduğu saptanmıştır.

 

Teknik-estetik bütünlüğe uygun ilk gerçek porselenler ise “T’ang” ailesi (618-960) zamanında üretilmiştir.

 

960 yılından sonra ise porselen üzerine ilk kez figürler resmedilmeye başlamıştır. "Sung” ailesi; fırça darbesiyle resim sanatını sezgisel anlatımlarla objeler üzerinde ifade etmeye başlamıştır.

 

Sonraki dönemlerde Çinliler porselen uygulamalarında sanatsal olduğu kadar teknik gelişimde de oldukça ilerlemişlerdir. Fırça dekoru süslemeli “Tz’uchou Porselenleri” ile tüm dünyada nam salan görkemli imparatorluk saraylarının ihtiyaçlarını  karşılamaya başlamışlardır. Kâğıt kadar ince üretimleri ile uzun süre erişilemeyecek bir teknik geliştirmişlerdir.

 

Yakındoğu’da olduğu gibi Uzakdoğu’da da nazara ve kötü ruhlara karşı koruyucu gücü olduğuna inanılan mavi renk porselenlerinde vazgeçilmez rengi olmuştur. Mavi ilk kez M.Ö.2000 yıllarında cam eşyaların renklendirilmesinde kullanılmış, Mezopotamya’da da I.yy’da seramikte, kobalt sır üstü tekniği ile dekorlanmıştır. Porselenin üzerini kaplayan büyüleyici hafif mavi sır ise ilk kez “Ch’ing-Pai” porselenin gövdesindeki kabartma dekorların arasında yerini almıştır. Sihirli "mavi sır" hem dekoru daha canlı gösterdiği, hem de ‘"gölgeli mavi’’ (Ying-Ch’in) adı verilen ünlü rengi oluşturduğu için tercih edilmiştir.

 

İmparatorluk saraylarında kullanılan özel porselenler zamanla asaletinde sembolü haline gelmiştir. Hatta Kuzey “Sung” ailesi (960 - 1126) devrinde porselen sadece saray için üretilmiştir. Ting porselenleri (Ting yao) o güne kadar kullanılan tüm porselenlerin aksine mavinin hiçbir tonunu içinde barındırmamıştır, kural dışı olarak fildişi rengindedir.

 

“Chün” porselenleri olarak adlandırılan “Chün yao”lar başkent K’AL-FENG yakınlarındaki Chün Chou’da üretilmiştir. Özelliği opak sırla kaplanmasıdır.

                                                                                                                                                   

1125’de Moğol istilasından sonra da porselen sanatçıları önemini korumuştur. Bu dönemde tüm eserler sır altı kobalt tekniği ile dekorlanmaya başlanmıştır.

 

Avrupa'nın porselen ile tanışması ise 13.yy'ın sonuna rastlamaktadır. Marco Polo, 1275-1291 yılları arasında Çin’i baştan sona gezmiştir. 1295 yılında Venedik’e dönerken yanında getirdiği porselen sayesinde Avrupa porselen ile tanışmıştır.

Marco Polo arkadaşı Rusticheollo Di Pisa’ya “Il Milione” adıyla yolculuk anılarını yazdırmıştır. Bu sayede Polo'nun Çin’in sosyal ve etnik değerlerinden çok etkilendiğini, Venedik'e döndükten sonra teknik ve porselen başta olmak üzere sanatın tüm dallarına nasıl yön verdiğini öğrenmekteyiz. (Kaynak: Dr. Ateş Arcasoy Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi – Web siteleri)

 

Kobalt sır üstü tekniğinin I.yy'da keşfedilmiş olmasına karşın, sır altı kobalt tekniği ilk kez 12.yy sonlarında Çin'e porselen sanatında rakip olmaya başlayan İran'da kullanılmıştır. İranlı sanatkarların keşfettiği "kobalt ile mavi sır altı tekniği" tüccarlar tarafından İpek yolu ile porselenin anavatanı Çin’e götürülmüştür. Buna rağmen Çin porselenlerinde "erken kobalt mavi süsleme" ancak 14.yy başlarında görülmeye başlanmıştır. 15.yy'da üretilen mavi - beyaz Çin porselenlerinin tümünde, İran’dan ithal edilen kobalt kullanılmıştır.

 

Çin porseleninin başkenti “Chin-te Chen” şehri tüm dünyada her zaman "porselenin başkenti" sayılmıştır. Moğol İmparatorluğunun egemenliği ile birlikte Çin, porselen fabrikasyonunun da merkezi haline gelmiştir. “Yuan” ailesinden sonra “Ming” ailesinin ilk imparatorluğu “Hung Wu” (1368-1398), “Ching-te Chen”'de yalnızca saraylar için üretilen bir “İmparatorluk Porselen Manufakturu (Fabrikası)” kurmuştur.

 

1368’den sonra, Ming döneminde, Avrupa’da büyük saraylar yapılmaya başlamış ve onlar için en ileri tekniklerle sır altı kobalt  porselenler üretilmiştir. Bu özel üretim sofra kapları, lüks eşyalar ve kullanım eşyalarının yerini zamanla, büyük eşsiz vazolardan rahatlıkla hatırlanabilecek “Monumental (anıtsal, muazzam)" tarzı porselen objeler almıştır.

 

Çin’de çok ilerleyen porselen yapım tekniğinden ve kültüründen sınır komşusu Kore’de etkilenmiştir. Öyle ki tarihte Avrupa'ya porselen ticaretinin Japonya ya da Kore üzerinden yapıldığını görmekteyiz.

 

1597'de başlayan ve 1 yıl süren Kore - Japonya savaşından hemen sonra yolunu kaybeden Japonya İmparatoru “Tonosama”ya, ülkesine dönmesi için yardım eden Koreli “Ri Sanpei”, daha sonra imparator “Tonosama” tarafından Han ilan edilmiştir. İmparator’un izni ile Ri Sanpei, Japonya’da porselen üretimini başlatan kişi olmuştur. Japon porselenlerinin dünyada tanınmasını sağlayan ikinci kişi ise babası Çinli, annesi Hirado’lu olan Tei Sei Ko'dur. Avrupa’ya ilk porselen yolculuğunun başladığı yer ise Nagazaki’deki Dejima Adası'dır.

 

Porselenlerin yeni dönemi 1655 yılında başlar. “Edo” döneminde yapılmış olan Kutani porselenlerine “İkinci Dönem Porselenler“ adı verilir. Bu dönemin en büyük farklılığı porselenlerde artık mavi değil kırmızı rengin ağırlıkta olmasıdır. Osmanlı saraylarında, Avrupa saray ve müze koleksiyonlarında bu porselenlere sıkça rastlanmaktadır.

 

Avrupa'da porselenin yaygınlaşması

 

1609 yılında “Doğu Hindistan - Hollanda Şirketi”nin kurulmasıyla Çin porselenleri deniz yoluyla Avrupa’ya getirilmeye başlar.

 

Avrupa’nın gizemli Çin porselenlerine olan yoğun merakı ve araştırmaları ancak Otuz Yıl savaşları ve iç savaşlar nedeniyle yavaşlamıştır. İngiltere ve Fransa’nın arasında 1665-1670 yıllarında sulh sağlanması ile de porselen araştırmaları sonuçlandırılmış ve üretime başlanmıştır.

 

İngiltere’de 1671 yılında porselenin üretim patentini "Çin ve İran işi ismiyle bilinen topraktan yapılan saydam şey” olarak John Dwight almıştır. Fakat Dwight, porselenin patentini almayı başarsa da Çin porselenlerindeki sertliğin kıvamını tutturmayı kesinlikle başaramamıştır. Avrupa, Çin porseleninin kalitesine ancak 21 yıl sonra, Paris yakınlarındaki Chicaneau ailesine ait yeni bir fabrikada yaklaşabilmiştir.

 

Avrupa ülkelerinin, Çin porseleninin inceliğini ve sertliğini tam olarak uygulayabilmesi ise 30 yıl almıştır. “Saksonya Kraliyet Porselen Fabric”de Çin kalitesini yakalayan Avrupa, 3 yıl sonra yani 1713'te Meissen Porselen markası ile büyük ölçekli ticari üretime başlamıştır. Üretime geçildikten kısa bir süre sonra Meissen’den çalınan sır’lar ile Viyana, Berlin, Nymphenberg'te porselen fabrikaları kurulmuştur.

 

Seure’s porselenleri de Avrupa’nın ünlü fabrikalarından biridir. 1738 yılında 15.Lui’nin ilgisiyle Vincennes’te kurulmuş ve 1745 yılında Francois Gravant isimli usta ile başarıya ulaşmıştır. 1753’te dörtte bir hissesi kral tarafından alınınca ismi “Manufacture Royale de Porceline de France” olarak değiştirilmiştir.

 

Bugün Danimarka porselenlerine dünya çapında ün kazandıran “Royal Kopenhagen”'ı 1744 yılında Kraliçe Julieane Maria’nın porselene olan ilgisi ortaya çıkarmıştır. Kraliçe'nin desteği ile kurulan “Den Kongelige Danske Porcelains Fabrik” ile Danimarka 1755 yılında ilk porselen üretimine başlamıştır.

 

Polonya ise  Avrupa'da porselenin gördüğü büyük ilgi karşısında kayıtsız kalamaz ve 1763 yılında ülkedeki ilk porselen fabrikasını kurar. Bu fabrikanın ürünleri arasında Osmanlı Sarayı’na gönderilen değerli porselenlerde yer alır. 1776’da “Belvedere“ fabrikasında üretilen bir porselen takımı 1789 yılında, Kral Stanislaus Augustus Poniatovski tarafından özel bir heyet ile Osmanlı Sultanına gönderilmiştir. Üzerinde Osmanlıca olarak “Leh Kralından Osmanlı Padişahına sunulmuş bir hediyedir.” yazmaktadır.

 

Süsleme teknikleri

 

Porselen süsleme sanatında, porselen üzerine “çıkartma tekniği” ise ilk kez 1753 yılında Londra’da uygulamaya başlamıştır. Üzerine geniş araştırmalar yapılan bu teknik yoğunlukla Liverpool atölyelerinde kullanılmıştır. Daha sonra Wedgwood'da bu metodu hemen uygulamaya başlamıştır.

 

Osmanlı ve porselen

 

Osmanlı İmparatorluğu'nda 18. yy’dan itibaren Galata, Beykoz, Eyüp ve Balat’taki küçük çini ve çömlek atölyelerinde porselen ve fayans üretimi yapılmaktaydı. Küçük atölyesinde sanat eseri sayılabilecek porselenler ürettiği söylenen Alim Zade Usta'nın “Alim Zade Ömer Efendi” damgalı porselenlerini Mahmutpaşa’daki dükkanında satışa çıkarttığı rivayet edilmektedir.

 

Osmanlılar porselenle tanıştıkları ilk yıllarda İstanbul ve çevresinde porselene uygun çamur olmadığını düşünmüşler ve hammadde ihtiyaçlarını Avrupa’dan karşılamışlardır. Ancak devlet, Eyüp’ün çamur ve kilinin Flemenk ve Cenevizli tüccarlar tarafından gemilerle kaçırıldığını öğrenince, toprak analizleri ve araştırmaları için imtiyaz sağlamıştır.

 

Çanak, çömlek yapan çini ustaları önceleri az miktarda ürettikleri günlük kullanım porselenlerinin ciddi anlamda üretimine 1845’te başlarlar. Dağınık ve küçük atölyelerde çalışan ustalar (1839-1861) Sultan Abdülmecit döneminde Tophane Nazırı olan Ahmet Fethi Paşa tarafından bir araya toplanarak, Beykoz’un İncirli Köyü'nde atölye denilebilecek küçük bir fabrika kurmuşlardır. Burası ilk porselen fabrikası olması açısından önemlidir. Bu ilk fabrika küçük de olsa dünyada sözü geçen Viyana ve Saks porselenleri kalitesinde ve Osmanlı zevkine uygun üretim yapmaktaydı. Burada üretilen porselen örnekleri halen Topkapı Sarayı ve Büyük Şehir Belediyesi müze koleksiyonu ile özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Bu porselenlerin altında soğuk damga ile "Yeseri Hattı" da denilen “Talik” yazısı ile eski Türkçe olarak veya elips şeklinde çerçeveli mühür baskı bulunmaktadır.

 

19.yy ortalarında Haliç’te “Eser-i İstanbul” porselenlerini üreten fabrika kurulmuştur. “Eser-i İstanbul” porselenlerini iki farklı yönden incelemek gerekir; Beyaz zeminli olan birinci stil porselenlerde, 19.yy Avrupa porselenlerinde görülen iri renk çiçekler, kırmızı, yeşil, yaldız boyama ile bezemeler bulunur. Düz beyaz olan ikinci stil porselenlerde ise form farklılıkları, değişik çiçek ve yaprak kabartmaları, farklı formdaki dizaynları ile sepet örgüler, saç örgüleri, ajurlar, çubuklarla dantel gibi işlenerek boyama bezemeleri aratmayacak bezeme ve güzelliğe sahiptirler. Eser-i İstanbul damgalı porselenleri üreten fabrika Osmanlı’nın içinde bulunduğu zorluklar, siparişleri karşılayamayıp borçlanması nedeniyle 30 yıl sonra kapatılmak zorunda kalmıştır. En belirgin özelliği çerçeveli veya çerçevesiz olarak siyah, yeşil, mavi ve kırmızı ile Osmanlıca yazılmış “Eser-i İstanbul” damgasıdır. Yıldız Porselen Fabrikası açılana kadar üretilen tüm ürünlerde “Erser-i İstanbul" damgası vardır.

 

Osmanlı saray ve çevresinde porselene karşı duyulan yoğun talebin sonucunda bu kez II. Abdülhamit tarafından 1892 yılında YILDIZ “Çini Fabrika-i Hümayunu” adı ile porselen fabrikası kurulmuştur. Avrupa ülkelerinden hayli yüksek fiyatlarla porselen ithal edilmesi de fabrikanın kuruluşunda önemli bir etkendir. Fabrika, kurulur iken, ileri Avrupa teknolojisi ve çini kalıplarının yanısıra, Fransa'daki Sevres ve Limoges fabrikalarından uzman personel de getirilmiştir. Yıldız Sarayı’nın bahçesindeki fabrika deneme faaliyetine geçtikten iki yıl sonra, 1894 yılında yaşanan İstanbul depreminde büyük zarar görmüştür ancak ünlü İtalyan mimar Raimondo d'Aronco tarafından onarılarak aynı yıl yeniden hizmete açılmıştır.

 

Aslında bir saray atölyesi olan Çini Fabrika-i Hümayunu’nda (Yıldız Fabrikası) vazo, duvar tabağı gibi dekoratif amaçlı eserlerin yanı sıra, yazı ve sofra takımları, kartvizit tabakları, kapaklı kâseler, sahanlar, aşure testileri, karpuz şekerlikler, çay ve fincan takımları gibi günlük kullanım eşyaları da üretilmiştir. Başlıca konuları, padişah portreleri, İstanbul panoramaları, kadın-çocuk figürleri, mitolojik - alegorik sahneler, Rumi motifler ve Rokoko etkili kır görünümleri olan bu eserlerin dekorlanmasında ise, Hazret-i Şehriyarî Ali Ragıp, Enderunî Abdurrahman, Ömer Adil, A. Nicot, E. Narcice, L'Avergne, Tharet gibi birçok önemli ressamlar çalışmıştır. Bu da, temel amacı saray ve çevresine dekoratif porselenler üretmek olan Çini Fabrika-i Hümayunu’nun Türk resim sanatının gelişiminde de önemli rol oynadığının göstergesidir.

 

1909’da Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinin ardından üretimi durdurulan ve 1911 yılında, eski yöneticilerinin çabaları sonucu yeniden açılan fabrika, Milli Mücadele yıllarında telgraf tellerini birbirine bağlamakta kullanılan kaolin "fincan"ların üretimine başladı. 1920’deki yeni kapatma kararı sonrası ise, 1936'da Milli Emlak tarafından tasfiye edilip, 1957 yılında yeniden çalıştırılması için yapılan görüşmeler sonucunda Sümerbank'a devredildi. 1995’ten beri, Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı bir "müze-fabrika" olarak hizmet veren Yıldız Çini Fabrikası'nda bugün, Türk porselen sanatını yaşatmak amacıyla geleneksel desenlerle dekorlanmış porselenlerin yanı sıra, "Milli Saraylar Porselen Koleksiyonu"na ait eserler, orijinallerine bağlı olarak ve sınırlı sayıda yeniden üretilmektedir.

 

Bugünün Avrupa’sında geçmişte ardı ardına açılıp sürekli yenilik üreten fabrikaların çoğu kapanmış olup; kurulduğundan bu yana yeniliklerle adından söz ettiren birkaç fabrika kalmıştır. Türkiye'de ise; Yıldız Porselen, Kütahya - Güral Porselen ve Porland Porselen fabrikaları adını tüm dünyaya duyurmuş ve klasik el dekoru çalışmalarına devam etmektedir.

 

 

Kaynaklar:

-Sadberk Hanım müzesi

-Ömür Tufan, Japon porselenleri

-Prof. Dr. Ateş Arcasoy

-Önder Küçükerman

- Çeşitli web siteleri

 

 

Not 1: Osmanlı Sarayında, Çin’den gelen porselenlere “Fağfur” veya ”Fağfuri” denilmekteydi.

Not 2: Topkapı Sarayı ve müzesinde, saray ve çevresine ait 10.700 parça Çin porseleni bulunmaktadır. Dünyanın en büyük ve en ünlü koleksiyonlarından biridir.

Not 3: Türk motifleri zaman içerisinde çoğaltılmıştır. Çiçek motifleri, hayvan motifleri, ağaç motifleri vs., geometrik süslemeler, bulutlar ve Türk rokosu diye çoğaltılabilmektedir. Bu motifler arasında bazılarına anlamlar yüklenmiştir. Mesela lale motifi Allah’ı, karanfil motifi ise Hz. Muhammed (SAV)’i anlatması gibi.